ToKLuMeN'e HoS GeLDiNiZ - Blogcu



5/9/2006

BİR TUTAM HASRET

Gurbet zordur er kişiye bazen bir türkü olur dilde bazen de yutkunamadığın koca bir yumru....

4/9/2006

O ŞİRİN ELLER








2/9/2006

KIRŞEHİRLİ USTALAR

DÜĞÜN USTALARI
(Sırtı boz davullu yiğitler)

Oyunlarımızı, türkülerimizi derleyip Türk halk müziği repertuvarımıza yüzlerce eser kazandıran Kırşehir ustaları, çocuk yaşta başlayıp yaşlanıp yatağa düşünceye kadar düğünlerde bayramlarda eğlencelerde davulları zurnaları kemanları bağlamalarıyla kuşaktan kuşağa derin bir kültür köprüsü kurmuşlardır.

"bizim çocuklar; beşikte gözünü açıp da, pel pel etrafına bakmaya başladığında görür ki; duvarda bağlama,keman,davul,zurna asılıdır. O bebeğin dünyası, bu çalgılarla şekillenmeye başlar. Mezara kadar sürer..." diyen ,Ayvaz usta Kırşehir'in türküsünün babayiğit türküsü, oyununda babayiğit oyunu olduğunu en iyi bilenlerdendir.

"Bu iş terbiye ister, ahlak ister, yörenin kültürünü, geleneğini yürekte hissetmek ister. Daha küçük yaşlarda çocuğu düğünlere götürür oturup kalkmayı öğretiriz. Çocuğu gözetir, ustalık töresine göre yetiştiririz." İlkesinden hiç ayrılmayan Abidin Usta, Haydar Usta, Veli Usta, İlyas Usta, Bektaş Usta, Resul Usta; aşağılanmaktan ve "aptal" ile "abdal" sözcüklerinin ayırt edilmemesinden büyük üzüntü duyarlar.

Sadece düğün mevsimindeki kazançlarıyla geçimlerini sağlayabilen ustalar, maddi imkansızlıklar nedeniyle de tam bir eğitim süreci yaşayamayan kesimlerdir. Müziğin, türkünün, bozlağın, halayın kaynağı ustalar, tüm geçim sıkıntısı ve ilgisizliğe rağmen, Türk Halk Müziğinin can damarı olduklarını ürettikleri eserlerle ispatlamışlardır.
 

USTALARIN İLGİNÇ ANILARI

Ustalar maddi sıkıntılar nedeniyle uzun süreli eğitim göremezler. Geçim telaşı ve küçük yaşta müzikle haşır-neşir nedeniyle okula gitmeye pek sıcakta bakmazlar. Günlerden bir gün çocuğun birisi mesleğine biraz soğuk bakar. Saza bağlamaya fazla hevesi yoktur. Çağırır babası bak oğlum der. "şu kemaneyi öğreneceksen öğren, yoksa seni öğretmen yapar köy köy sürdürürüm".

Yine benzer bir durumda da başka bir usta oğluna "saz çalmayı bellemezsen, seni kale mektebine veririm iner iner çıkarsın" der.

Ama bazen de ustaların içinden okumak, büyük adam olmak isteyenler çıkar. Babasına okumak, hakim olmak istediğini söyleyen bir çocuğa babasının cevabı ilginçtir: "hakim olup ta onun bunun ağzına bakacağına, sırtı boz davullu bir yiğit olda herkes senin ağzına baksın der."

İki usta bir köyde düğün çaldıktan sonra paralarını alıp evlerine dönmek üzere yola çıkarlar. Geceleyin köyün çıkışında bir mezarlığın yanından geçerken ustanın biri arkadaşına "gel şu mezarlığa birer fatiha ihsan eyleyelim" der. İkisi de durup fatiha okurlar tam yola devam edecekleri sırada karşılarına iki kişi dikilir ve ustaların üzerindeki tüm paraları alırlar. Ustalar neye uğradıklarını şaşırıp sessizce mezarlıktan uzaklaşırken birisi söylenir "nereden aklına esti de elin mezarında yatanına fatiha okuttun senin fatihan yüzünden cıscıbıl soyulduk" diye. Arkadaşı mahcup "ben ne bileyim ağam eşkiyanın mezarlıkta yatıp kalktığını." Diye cevap verir.

Bir düğünde oldukça sarhoş olan misafirler, geç saatlerden sonra ustalara eziyet etmeye başlarlar. Hatta bir tanesi sürekli küfür etmektedir. Ustalardan bir tanesi küfür edene yaklaşır. "ağam sen niye bize küfür ediyon, alacağın mı kaldıydı da onu ödeştiriyon" der.

Bir düğün sonrası 5-6 kişilik usta ekibi ırmağın kenarına oturup parayı paylaşmaya başlarlar. Parayı bir türlü denk dağıtamamışlar. Ya artıyor ya eksik kalıyormuş. uzun uğraşlardan sonra birisi "ne uğraşıp duruyorsunuz şu artan parayı ırmağa atalım olsun bitsin" der ve sorunu kökten çözer.

Ustalardan ikisi yurt dışına çalışmaya gider ve sonra emekli olup dönerler. Daha sonra birlikte hacca gidip hacı olurlar ancak uzun yıllar içki alemlerinde ve eğlencelerinde yoğrulmuş bu iki arkadaştan birisi birgün diğerine "hacı sen bir gün rakı alsan bende bir hindi alsam şöyle akbayıra doğru bir açılsak der." Arkadaşının cevabı sert olur. "kudurdun mu sen , birde hacısın."
İçkiyi teklif eden gayet sakin:
-hacı olunca ne olmuş kim görecek sanki?
-hiç kimse görmezse Allah görür.
-içki içmekte kararlı olan usta cevap verir.
-Allah görünce gelipte uzun çarşıda anlatacak değilya!...

ustaların en büyük zevklerinden birisi rakıyı kavunla içmektir. Ustalardan birisi bir gün rahatsızlanır. Doktor ustaya rakıyı kesin kes yasaklar. Hemşiremiz mahsunlaşır doktordan son bir kez medet umar "doktor ne olur kavun zamanı bari serbest bırak..."

ve ustalarımız içkinin günah olmaması gerektiğini de yine kavunu bahane göstererek dile getirirler. "Allah'ım yaratmasaydın da kavunu, içmeseydim rakıyı

1/9/2006

KIRŞEHİR ETKİNLİKLERİ

                                            ETKİNLİKLER

FESTİVALLER - ŞENLİKLER: Kırşehir'de; Atatürk'ün 23 Aralık'ta Mucur'a, 24 Aralık'ta Kırşehir'e ve 25 Aralık'ta Kaman'a 1919 yılında gelişinin yıldönümleri kutlanır. Ayrıca esnaf kuruluşları birliğince Aşık Paşa'yı anma günü düzenlenir.

                ETKİNLİK ADI

YAPILDIĞI TARİH

YAPILDIĞI YER

Yunus Emre'yi Anma Günü

1-31 mayıs

KIRŞEHİR

 Halk Ozanları Şöleni

1-31 Ağustos

KIRŞEHİR

Kaman Ceviz Festivali

1-7 Ekim

KAMAN

Ahilik Kültürü Haftası ve Esnaf Bayramı

8-14 Ekim

KIRŞEHİR

Atatürk'ün Mucura Gelişi

23 Aralık

MUCUR

Atatürk'ün Kırşehire Gelişi

24 Aralık

KIRŞEHİR

Halk Ozanları Şöleni

Temmuzun Son Haftası

KIRŞEHİR

Kırşehir'de her yıl ekim ayının ikinci haftasında kutlanan Ahilik Kültür Haftası ve Esnaf Bayramı, 1965'ten beri geleneksel olarak sürdürülmektedir. 1977'den itibaren Uluslararası nitelik kazanan ve Esnaf Bayramı olarak kutlanan şenlikler, 1987'de Kırşehirlilerin yoğun girişimleri sonucu "Ahilik Kültür Haftası" olarak resmiyet kazanmıştır. Hafta süresince ilde kurulan kutlama komitesinin organizasyonu ile sempozyumlar, paneller ve gösterilen düzenlenir. Ahi sofraları kurulur, Ahiliğin geleneksel törenlerinden "Şed Kuşatma" gösterileri yapılır.

Kırşehir'de her yıl yapılan Ahilik Kültür Haftası ve Esnaf Bayramının amacı şudur: Türk esnafının önderi, kooperatifler, işçi sendikaları, sosyal sigortaların fikır atası, esnaf dernekleri birlikleri, federasyonlar ve konfederasyonların öncüsü olarak bilinen Ahi Evran'ın çağdaş yaşam şartlarına uygun törelerini yaşatmak, ticarette ve sanatla ahlaki temellere dayalı güzel geleneklerini, tüm esnaf sanatkarlarına ve tüm dünya esnaf sanat karlarına duyurmak ve onların her yıl Kırşehir'de biraraya gelmelerine imkan hazırlamaktadır

Eşine pek rastlanmayan Kaman cevizinin ülkemize tanıtılması, hakkettiği ilgiyi görmesi ve Kaman çiftçisinin ceviz üretimine teşviki gibi amaçlarla. Kaman Belediyesi tarafından 1991 yılından itibaren her yıl ekim ayında Ceviz Kültür ve Sanat Şenliği düzenlenir. "Altın Ceviz" festivali adı da verilen şenlikler bir bayram havası içinde, halkın da büyük katılımı ile kutlanır.

   En iyi cevizi üretenlere çeşitli ödüllerin de verildiği festivale, ünlü sanatçılar, yazarlar ve akademisyenlerde katılmaktadır

 

31/8/2006

KIRŞEHİR OYUNLARI

OYUNLAR

     Folklor: Kırşehir   Türk'ün   genel   karekterini   tipik   olarak  ve hiç bozmadan   sürdüren insanların yaşadığı ildir.

      Kırşehir yöresi ve insanları sevinç ve kederlerinde hep ölçülüdürler. Bahar ve yaz aylarında özellikle düğünlerde ağır başlı ve içten bir söyleşi havası vardır.  Yemekleri ölçülü ve doyurucudur.

      Halk yaşantısının halk diliyle tipik anlatımını veren türküler Kırşehir'de muhabbet adı altında ağaç altlarındaki sohbetlerde ve düğünlerde bol bol çalınıp söylenir. Bunlar genellikle ya bir bozlaktır, ya da bir uzun havadır. İnsanı yakar kavurur içten içe, Bazen bir oyun havasıdır, kaşıkla oynatır, parmakları şaklatır. Bazen de bir halaydır, dizer kol kola omuz omuza.

        

 Halk Müziği Araçları: İlde, tezeneli sazların üç telinden dokuz telliye dek tüm çeşitleri çalınır. Divan, bağlama, tambura ve cura yaygındır. Yaylı sazlardan en yaygını diz üstünde çalınan kemanedir.

     Üflemeli sazların başında orta kaba zurna gelir. Yörede çalışlarıyla ünlü sanatçılar vardır. Zurnayla halay havaları, cirit ve güreş havaları yanında bozlaklar da çalınır. Dilli ve dilsiz kavallar daha çok köylerde yaygındır.

     Vurmalı sazlar arasında davul, tef, kaşık, zil, zilli maşa yaygındır. Oyunlarda fincan ve bardak da çalınır. Bardak oyunu bitince, bardaklar atılıp kırılır.  

     GELENEKSEL OYUNLAR:  

     Halk Oyunları: Yörede kaşıklı oyunlar Konya oyunlarıyla, halaylarsa doğu illerimizdeki oyunlarla benzerlik gösterir.

     Halay:    halaylar davul-zurna eşliğinde ve erkeklerce oynanmaktaydı. Günümüz KIRŞEHİR’deki çeşitli folklor derneklerinin gösterimlerinde kızlar da oyunlara katılmaktadır.  “Halay”denilen halaylarda bireysel oyunları etkisi belirgindir. Oyun topluca başlar, “başçeken”(halay başı) tek başına gösteri yapar. Daha sonra da halayın sonuna geçer. Bu kez yeni başçeken gösterisin yapar. Oyun böylece sürer.

Halaylar genellikle belli bir sıra izleyerek birbirine ekli oynanır. Oyunların düzeni şöyledir:

Ağırlama
Kıvrak halay
Türkü halayı
Üç ayak
Yanlama
Sekmen(seymen)halayı

Başka bir halay düzeninde de şu sıra izlenmektedir:

Üç ayak halayı
Hasandağı sekmesi
Sivrik halayı
Cirit halayı
Avşar ağırlaması
Keçeli

Ayrıca Anşa halayı, narinli halayı, yıldız, kuşlar, sepetçioğlu ve sinsin gibi halaylar da yaygındır. Aynı ezgilerle oynanan Cirit halayı ile Sinsin figürleri değişiktir. Halaylarda “Başçeken”in elinde mendil vardır. El ele tutuşan oyuncular, birbirine yaklaşıp ayrılırlar.

     Kaşıklı oyunlar(Karşılama): Geçmişte “muhabbet”lerde ince saz denilen bağlama, keman ve darbuka eşliğinde erkeklerce oynanırdı. Kadınlar arasında da oynanan oyunlara ud ve tef eşlik etmekteydi. Günümüzde kimi köylerde sürdürülen bu geleneği, kurulan dernekler yaşatmaya çalışmaktadır. Bu oyunlar düğün, karşılama ve uğurlama törenlerinde davul-zurna eşliğinde oynanmaktadır.

Kaşıklı oyunların en yaygınları şunlardır:

Bad-i zabah(Bad-i Saba), Üç oğlan(kırşehir zeybeği), Biter Kırşehir’in gülleri, Yürü güzel, Çiçekdağı

 

Bunlardan kimileri şöyle oynanmaktadır:

     Üç oğlan: İki ya da daha çok erkek oyuncunun oynadığı bu oyun ağırlamayla başlar, gitgide hızlanır. Oyuncuların ellerinde tahta kaşıklar vardır, ezgiye göre kaşık vuruşları değişir; zeybek özellikleri görüldüğü için Kırşehir Zeybeği de denmektedir. Oyun çökmeler ve beceri isteyen devinimlerle sürer.

      Çiçekdağı: Erkeklerin oynadığı kaşıklı oyunlardandır. Geçmişte kaşık yerine bardakla oynanan oyun, ağırdan başlar ara nağmeyle hızlanır.

     Biter Kırşehir’in Gülleri: Erkeklerce oynanan türkülü oyunlardandır. Türkünün başlangıcında “heyyyt”diye nara atılır, dizler çapraz biçimde yere vurulur. Ellerdeki kaşıklar bir-iki vurularak ayağa kalkınır. En önemli figür, sol topuğun sağ ayak arkasında sertçe yere vurulmasıdır.

Oyunun türküsü şöyledir:

Biter Kırşehir’in gülleri biter
Şakıyıp dalında bülbüller öter
Aman amman gülüm amman
Amman amman efendim amman

Atladım Dinekdağa
Alnım değdi yaprağa
Kız koynunda ölürsem
Koyma beni toprağa
Çoktur güzelleri hep yeni yeter
Kaşının üstünde keman görünür

Aman amman sebep amman
Amman amman efendim amman

Aynam düştü yerlere
Karıştı gazellere
Tabiatım kurusun
Bakarım güzellere

(....)

     Yürü Güzel: Üç, dört kişiyle karşılama biçiminde oynanır. Öbür oyunlardan daha canlıdır. Hafif bükülerek oynanır. Oyunun en belirgin figürleri son bölümdeki çaprazlamalardır.

     Özellikle Abdallar arasında muhabbet toplantılarında görülen köçek oyunları geçmişte oldukça yaygındı. Düğünlerde, erkek toplantılarında   köçekler oynatılırdı. Günümüzde bu gelenek ortadan kalkmıştır.

     Seyirlik Oyunlar, Orta oyunları:  Geçmişte yöre köylerinde, düğünlerde, özel toplantılarda yaygın olarak oynanan oyunlar, günümüzde de kimi düğünlerde oynanmaktadır. Kalaycı, Kaz ve Koca oyunları bunlardandır.

     Koca Oyunu: 1942’de Mucur’dan Mehmet Ali Çamlıca’nın derlediği bu oyunda kişiler, koca, kahya, Arap,menevşeler(Arap zenneler) sazcılar ve köylülerdir. Koca uzun bir koyun postu giyer, ğöğsüne ve sırtına yastıklar yerleştirmiştir. Sakallı,bıyığı, yüzü una bulanmıştır, elinde uzun sopası vardır.  

     Arap, yalınayaktır. Yüzünü, dirseklerine dek kollarını ve diz kapağından aşağısını karaya   boyamıştır.  Başında   poşu,   kemerinde   fişeklik,   tabanca,   kama vardır. Menevşeler, kadın kılığında erkeklerdir. Alana önce koca girer, kahyanın adının cafer olduğunu, ancak birçok kez yinelettikten sonra anlar. Bu seyircileri güldürür. Koca, değirmen ustası   olduğunu,   köye    değirmen    yapmak    istediğini     söylerse de   kahyayı inandıramaz.  Bir iskemle isteyince, seyircilerden biri iskemle olur, koca tam oturacağı sırada adam çekilir, koca yere düşer, bu da gülüşmelere neden olur. Koca, manilerle kahyaya Söz atar:

            Dam başında batırak
            Akşam gelin oturak
            Kahya senin dinin imanın kıtırak
            Hay benim Cafer Ağam, Cafer Ağam

            Bir gölüğüm (eşek) var da sürerim gitmez
            Üstündeki yükü de haneme yetmez
            Kahyalar it olmuş da bizim kapıdan gitmez

     Daha sonra iki kızından birini iki ğölük karşılığı kahyaya verebileceğini söyler. Bunun üzerine köylülerden ikisi eşek olur, binmeye çalışanlar eşekler binemez, düşerler. Koca, saz çalınırken alandan ayrılır, menevşelerle döner, çeşitli türkülerle oyun oynarlar.Bu arada Arap hızla alana gelir. Kızlar kaçışır, koca bir masanın altına saklanır. Arap kızlarını ister. 

        Yaşlı bir adamın kızlarını kaçırdığını, eğer onları bulmazlarsa her yeri yakıp yıkacağını söyler. Masanın yanundan geçerken kocayı tekmeler ve yüksek sesle Arapça yarı Türkçe söylenir. Kahya önce kızlarının yerlerini söylemez, Arap kor halinde kömür dolu sepetle gelince korkar, kurtulmak için kızları vermeye razı olur. Kızlar gelir, Arap onları oynatır, alır gider.

     Bu kez koca, kızları bulun diye tutturur. Kahyanın verdiği iki eşekle kızları aramaya çıkar. Bir süre sonra kızları bulur, birlikte oynamaya başlar. Bir ara durup Arap kızlara bir şey yapmış mı? diye bakınca kızlar gücenir, oynamazlar. Ancak “tilki gibiçenlerse”, oynayacaklarını söylerler. Koca da zorunlu olarak dediklerini yapar, kızlar hoşlanıp oynarlar. Kahya ve koca da onlara katılır. Bu sırada Arap gelir, kocayı öldürerek kızları sürükleye sürükleye götürür. Oyun böylece sona erer.

     Çocuk oyunları:  Öbür yörelerde oynananlar yanında özgün oyunlarada rastlanır. Kimi oyunlar değişik adlarla anılır. Zıkka, birdirbir; amecik,evcilik oyunu; çelik çomak yerine kullanılır; acerim bir tür kovalamacadır. Aşık oyunları, yağ satarım bal satarım da oynanır. Çota, balık kaçtı, horpiç, cimboru yöreye özgü oyunlardır.

   Balık Kaçtı:   Kızlı erkekli oynanan bu oyunda sekiz-on çocuk halka olur, oturur, ayaklarını öne uzatır. Ebe olan,ortada oturur. Balık biçiminde büktükleri mendili bacaklarının altından dolaştırarak ebeye vururlar. Ebenin balığı elinde yakaladığı kişi ebe olur.

     Çota(cota): Oyuncuların ellerinde birer değnek vardır. Ortada yumurta büyüklüğünde bir taş ya da tahta bulunur. Bunun 2-3 metre uzağında taşın büyüklüğünde çukur açılır. Ebe taşla çukur arasında durur. Oyunculardan biri sopasıyla taşa vurur ve kaçar. Taş yuvarlanırken ebe, onu kovalar. Sopasıyla dokunabilirse ebelikten kurtulur, dokunduğu çocuk ebe olur. Dokunamazsa, öbürleri taşa değnekleriyle  vurup uzaklaştırır. Bu kez ebe taşın ardından koşup onu güderek çukura sokmaya çalışır, ebe taşı çukura sokarsa oyun biter.

     Horpiç: Erkek çocuk çocukların oynadığı bir değnek oyunudur. Ebe değneğini iki çizgi arasına koyar. Öbür oyuncular da uzaktaki bir çizgiden attıkları değnekleriyle ebenin değneğine vurmaya çalışırlar.

    Cimboru: Erkek çocukların oynadığı oyunlardandır. Kağıt, kumaş parçaları ya da hayvan kıllarından yapılmış bir topla oynanır. Topun büyüklüğünde bir çukur açılır. Belirli uzaklığa bir çizgi çekilir, oyuncular sırasıyla topu çukura sokmaya çalışır. Bir kez sokan, bir kez daha atmaya hak kazanır. En çok sayı yapan oyunu kazanır.

 

 

« Sayfa 2 ::